Akademik Kadro İlanları Neden Bir Kişiyi Tarif Ediyor?
Akademi 11.05.2025 4 dk okuma

Akademik Kadro İlanları Neden Bir Kişiyi Tarif Ediyor?


Bir üniversitenin akademik kadro ilanında “Türk dili alanında doktora yapmış olmak” şartını görseniz muhtemelen şaşırmazsınız. Hatta bölümün ihtiyacına göre bunun biraz daha daraltılması da anlaşılabilir. Üniversite sonuçta belirli bir alanda eğitim verecek ve araştırma yapacak bir akademisyen aramaktadır.

Fakat bazen ilanlar öylesine ayrıntılı hâle gelir ki ortaya başka bir soru çıkar:

Üniversite gerçekten bir uzman mı arıyor, yoksa zaten bulduğu kişinin özelliklerini mi ilana yazıyor?

Türkiye'de uzun süredir tartışılan “kişiye özel akademik ilan” meselesinin özü tam olarak burada yatıyor.

Uzmanlık şartı nerede biter, kişiyi tarif etmek nerede başlar?

Bir Türk Dili ve Edebiyatı bölümünün Yeni Türk Dili alanında çalışacak bir akademisyene ihtiyacı olabilir. Bir tıp fakültesi belirli bir alt uzmanlık alanında çalışan bir öğretim üyesi arayabilir. Mühendislik fakültesinin de yürüttüğü araştırmalar nedeniyle belirli bir konuda deneyimli araştırmacıya öncelik vermesi son derece doğaldır.

Üniversitenin ihtiyaçlarını tamamen yok sayan bir personel alım sistemi de doğru olmaz.

Sorun uzmanlık aramakta değil, uzmanlığı tek bir insan kalıncaya kadar daraltmakta başlıyor.

Örneğin bir ilanda yalnızca alan belirtilmeyip doktora konusu, çalışılan son derece dar araştırma alanı ve geçmiş yayınların konuları art arda sıralanıyorsa teorik olarak herkese açık görünen kadro fiilen yalnızca bir kişinin başvurabileceği bir ilana dönüşebilir.

Bu yalnızca akademik çevrelerde dile getirilen bir rahatsızlık da değil. Yükseköğretim Kurulu 2021 yılında Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği'nde yaptığı değişiklikle konuya doğrudan müdahale etti. Yönetmeliğin 3. maddesine eklenen hüküm oldukça açık: İlan şartlarında adayın lisansüstü veya uzmanlık tezinin adı kısmen ya da tamamen kullanılamayacağı gibi, yalnızca belirli bir adayı tanımlayan özel şartlara da yer verilemiyor.

YÖK düzenlemeyi duyururken amacını da “fırsat eşitliği, rekabet ve kalite” kavramlarıyla açıkladı.

Aslında bu üç kelime problemin neden önemli olduğunu anlatmaya yetiyor.

Mesele yalnızca adalet değil

Kişiye göre hazırlanmış bir akademik ilanın ilk problemi elbette fırsat eşitliğidir. Gerekli akademik yeterliliğe sahip başka araştırmacılar daha başvuru aşamasında yarışın dışında bırakılmış olur.

Fakat mesele bundan ibaret değil.

Üniversitenin de bundan zarar görme ihtimali vardır.

Düşünün ki bir kadro için Türkiye'nin farklı üniversitelerinden on nitelikli akademisyen başvurabilecek durumdadır. Bu adayların yayınları, projeleri, ders verme deneyimleri, uluslararası çalışmaları ve araştırma potansiyelleri karşılaştırılabilir. Üniversite bunların arasından ihtiyacına en uygun olanı seçebilir.

İlan şartlarını yalnızca bir kişinin karşılayabileceği kadar daralttığınızda ise bu karşılaştırma hiç gerçekleşmez.

Böylece seçme işlemi ilan yayımlanmadan önce fiilen yapılmış olur.

İlan, rekabetçi bir akademik işe alım mekanizması olmaktan çıkıp daha önce verilmiş bir kararın idari prosedürüne dönüşme riski taşır.

Bu nedenle kişiye özel ilan meselesini yalnızca “bir başkasına haksızlık yapıldı” düzeyinde tartışmak eksik kalıyor. Asıl mesele üniversitenin kendisini daha iyi bir akademisyeni seçme ihtimalinden mahrum bırakmasıdır.

Yönetmelik değişti; tartışma bitti mi?

Hayır.

YÖK'ün 2021'deki düzenlemesi tez başlığının ilana taşınmasını ve belirli bir kişiyi tarif eden şartları açıkça yasakladı. Ancak konu daha sonra da gündemde kalmaya devam etti.

YÖK'ün TBMM'ye iletilen 2025 tarihli bir cevabında dikkat çekici bir ayrıntı bulunuyor. Kurul, mevzuata uygun ilan verilmesi ve “bilimsel, objektif ve denetlenebilir nitelikte olmayan kişiye özgü, adayı tanımlayan şartlara” yer verilmemesi amacıyla üniversitelere 2023'te ve yeniden 28 Ağustos 2025'te “Akademik Kadro İlanlarında Dikkat Edilecek Hususlar” başlıklı yazılar gönderildiğini belirtiyor.

Demek ki yönetmeliğe bir cümle eklemek sorunu kendiliğinden ortadan kaldırmaya yetmiyor.

Üstelik sınırı belirlemek her zaman kolay değil.

“Diyalektoloji alanında çalışmış olmak” belirli bir akademik ihtiyacı ifade edebilir. Fakat buna belirli bir bölgenin ağzı, belirli bir dil özelliği ve çok özel bir araştırma konusu peş peşe eklendiğinde şartın hangi noktada bilimsel ihtiyaç olmaktan çıkıp kişiyi tarif etmeye başladığını belirlemek zorlaşır.

Nitekim Kamu Denetçiliği Kurumunun 2023 tarihli bir kararında da özel şart içeren bir öğretim üyesi ilanı incelenmiş; üniversitenin bölüm ihtiyacı ve bilimsel kalite gerekçeleri değerlendirilerek söz konusu şartların o olayda belirli bir kişiyi tanımlamadığı sonucuna varılmıştır. Bu örnek önemli: Her özel şart kişiye özel ilan değildir.

Dolayısıyla çözüm, akademik ilanlarda hiçbir özel şart bulunmaması da olamaz.

Nasıl bir sistem?

Bence temel ölçüt oldukça basit olmalı:

İlan kişiyi değil, kadronun ihtiyacını tarif etmelidir.

Üniversite gerçekten belirli bir uzmanlığa ihtiyaç duyuyorsa bunu bilimsel ve denetlenebilir biçimde gerekçelendirebilmelidir. Fakat ilanın ayrıntıları tek bir araştırmacının akademik öz geçmişinin parmak izine dönüşmemelidir.

Daha da önemlisi, akademik personel alımının ağırlık merkezi ilan şartlarından adayların gerçek akademik performanslarının karşılaştırılmasına kaydırılmalıdır.

Araştırmalarının niteliği, bilimsel üretimi, alan bilgisi, projeleri, ders verme yeterliliği ve kadronun geleceğine sağlayabileceği katkı değerlendirilmelidir. Birden fazla güçlü adayın gerçekten yarışabildiği bir sistem üniversite için tehdit değil, fırsattır.

Çünkü iyi bir akademik işe alım sisteminin amacı, önceden belirlenen kişinin atanmasını mümkün kılmak değildir.

Amaç, o kadro için ulaşılabilecek en nitelikli adayların başvurmasını mümkün kılmak ve aralarından bilimsel ölçütlerle seçim yapabilmektir.

Belki de bir akademik ilanın sağlıklı olup olmadığını anlamak için sorulabilecek en basit soru budur:

Bu ilan yayımlandığında kimi aradığımızı mı biliyoruz, yoksa kimi atayacağımızı mı?

Telif uyarısı: Bu sitedeki yazı, görsel ve diğer içerikler telif hakkı kapsamında korunmaktadır. MehmetYesilkaya.com kaynak gösterilmeden ve yazılı izin alınmadan içeriklerin tamamının veya bir kısmının kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması ya da başka mecralarda yayımlanması telif hakkı ihlali niteliğinde olup hukuki sorumluluk doğurabilir.