Türkçede Gerçekten Eş Anlamlı Kelimeler Var mı?
Dil Üzerine 22.11.2024 7 dk okuma

Türkçede Gerçekten Eş Anlamlı Kelimeler Var mı?


“Kara” ile “siyah” eş anlamlıysa neden kara para diyoruz da “siyah para” demiyoruz?

“Ak” ile “beyaz” aynı anlama geliyorsa alnı ak yerine “alnı beyaz” dediğimizde neden aynı şeyi anlatmış olmuyoruz?

“Kalp” ile “yürek” eş anlamlıysa bir doktor neden hastasına “yürek yetmezliği” teşhisi koymuyor?

İlkokuldan itibaren bize bazı kelimelerin eş anlamlı olduğu öğretilir: siyah-kara, beyaz-ak, cevap-yanıt, kalp-yürek, yıl-sene, kelime-sözcük…

Fakat bu kelimeleri gerçek cümlelerin içine yerleştirmeye başladığımızda işler biraz karışır.

Çünkü iki kelimenin sözlükte aynı veya benzer anlamla açıklanması, onların dilde her durumda birbirinin yerine kullanılabileceği anlamına gelmez.

Peki Türkçede gerçekten eş anlamlı kelimeler var mı?

Cevap, “eş anlamlı” derken neyi kastettiğimize bağlı.

Eş anlamlılık nedir?

En basit tanımıyla eş anlamlılık, iki veya daha fazla kelimenin aynı ya da birbirine çok yakın anlamları ifade etmesidir. Türkçede buna örnek olarak genellikle şu çiftler gösterilir:

kara – siyah
ak – beyaz
cevap – yanıt
kalp – yürek
yıl – sene
kelime – sözcük

Fakat anlambilim açısından daha zor bir soru sormamız gerekir:

İki kelime gerçekten aynı anlama sahipse, bu kelimeleri kullandığımız bütün bağlamlarda birbirlerinin yerine koyabilmemiz gerekmez mi?

İşte sorun burada başlar.

“Adamın üzerinde siyah bir gömlek vardı.” cümlesindeki “siyah” yerine “kara” getirebiliriz:

“Adamın üzerinde kara bir gömlek vardı.”

İki cümle de anlaşılır. Aralarında üslup veya kullanım bakımından bazı farklılıklar hissedebiliriz ama temel olarak aynı renkten söz ediyoruz.

Şimdi başka bir örnek deneyelim:

Kara para aklama

Bunu “siyah para aklama” şeklinde söyleyemeyiz.

Ya da:

Kara gün dostu

“Siyah gün dostu” olmaz.

Kara haber

“Siyah haber” dediğimizde aynı anlam ortaya çıkmaz.

Demek ki “kara” ve “siyah” bazı bağlamlarda birbirinin yerine geçebilirken bazılarında geçemiyor.

Bu durumda bunlara ne kadar “eş anlamlı” diyebiliriz?

Tam eş anlamlılık oldukça güçlü bir iddiadır

Anlambilimde genellikle tam eş anlamlılık ile yakın eş anlamlılık arasında ayrım yapılır.

Tam eş anlamlılıktan söz edebilmek için iki dil biriminin yalnızca temel anlamlarının benzemesi yeterli değildir. Bunların farklı bağlamlarda birbirlerinin yerine kullanılabilmesi ve bu değişimin anlamda, çağrışımda, üslupta veya kullanım değerinde önemli bir farklılık yaratmaması beklenir.

Doğal dillerde bunu sağlamak sanıldığı kadar kolay değildir.

Çünkü kelimeler yalnızca sözlük anlamlarından ibaret değildir.

Bir kelimenin tarih boyunca kazandığı çağrışımlar vardır. Birlikte kullanılmayı tercih ettiği başka kelimeler vardır. Deyimlerin, atasözlerinin ve kalıplaşmış ifadelerin içinde kazandığı özel değerler vardır. Resmî, gündelik, edebî, teknik veya bölgesel kullanımları olabilir.

Bu nedenle iki kelimenin sözlük anlamları birbirine son derece yakın olsa bile dildeki yaşamları aynı olmayabilir.

Kalp ile yürek gerçekten aynı mı?

“Kalp” ve “yürek” bunun güzel örneklerinden biridir.

Şu iki cümlede büyük bir problem yoktur:

Kalbi hızlı atıyordu.
Yüreği hızlı atıyordu.

Fakat tıp diline geçtiğimizde durum değişir:

kalp hastalığı
kalp krizi
kalp damar cerrahisi
kalp yetmezliği

Bunların yerine sistematik biçimde “yürek hastalığı”, “yürek krizi”, “yürek damar cerrahisi” demiyoruz.

Öte yandan “yürek” kelimesinin doğal olduğu bazı kullanımlarda “kalp” aynı etkiyi yaratmaz:

yürekli olmak
yüreği ağzına gelmek
yüreğine su serpilmek
yüreği yanmak

“Kalpli olmak” dediğimizde “yürekli olmak” ile aynı şeyi söylemiş olmayız. “Kalbi ağzına gelmek” ise standart kullanımda aynı kalıplaşmış ifadeyi karşılamaz.

Üstelik “yürek” yalnızca bir organ adı değildir; cesaret, korku, acı, sevgi ve iç dünya gibi çok sayıda çağrışım alanına açılır.

Demek ki iki kelimenin kesiştiği bir anlam alanı vardır fakat sınırları bütünüyle örtüşmez.

Cevap ile yanıt daha mı eş anlamlı?

Bazı çiftlerde fark çok daha küçüktür.

“Cevabını bekliyorum.”

“Yanıtını bekliyorum.”

Bu iki cümlede anlam bakımından ciddi bir fark bulmak güçtür.

“Doğru cevap” ile “doğru yanıt”, “soruyu cevaplamak” ile “soruyu yanıtlamak” da birbirine oldukça yakındır.

Ancak burada bile kelimelerin tarihleri, kullanım sıklıkları, tercih edildikleri çevreler ve oluşturdukları birleşimler tamamen aynı değildir.

Örneğin Türkçede cevapsız oldukça yerleşmiş bir kelimedir. “Cevapsız çağrı” ifadesi son derece doğaldır. Teorik olarak “yanıtsız çağrı” anlaşılabilir olsa da iki kullanımın dildeki sıklığı ve doğallığı aynı olmak zorunda değildir.

Bu küçük farklar bize önemli bir şeyi gösterir:

Eş anlamlılık yalnızca “Bu iki kelime aynı nesneyi veya kavramı gösteriyor mu?” sorusuyla anlaşılamaz. Kelimelerin dil içinde nasıl kullanıldığına da bakmak gerekir.

Yıl ve sene

“Yıl” ile “sene” belki de Türkçede eş anlamlılığa en kolay örnek gösterilen çiftlerden biridir.

“Üç yıl önce İstanbul'a geldim.”

“Üç sene önce İstanbul'a geldim.”

Anlam değişmiş midir? Pratik olarak hayır.

Fakat yine de her yerde tam bir değiştirilebilirlik yoktur.

yılbaşı

yerine “senebaşı” demiyoruz.

yıllık izin

yerine günlük standart kullanımda “senelik izin” denebilse de kullanım ve üslup değeri bire bir aynı değildir.

öğretim yılı

ifadesinin yerine resmî bir metinde “öğretim senesi” kullanılması da aynı doğallıkta olmayabilir.

Burada fark artık nesnel anlamdan çok kullanım tercihlerinde ortaya çıkar.

Ve dil tam da böyle çalışır.

Kelimelerin anlamı yalnız başlarına yaşamaz

Eş anlamlılık tartışmasının bize öğrettiği belki de en önemli şey şudur:

Bir kelimenin anlamı yalnızca sözlükte karşısına yazdığımız açıklama değildir.

Kelime, başka kelimelerle kurduğu ilişkiler içinde yaşar.

“Kara” yalnızca bir renk adı değildir.

Kara gün, kara haber, kara talih, kara liste, kara para gibi kullanımlar kelimenin anlam dünyasının parçalarıdır.

“Ak” yalnızca beyaz renk değildir.

Alnı ak, sütten çıkmış ak kaşık, ak pak, aklamak gibi yapılar kelimenin kültürel ve anlamsal çevresini genişletir.

Bu nedenle bir kelimeyi başka bir kelimeyle değiştirdiğimizde yalnızca sözlükteki karşılığı değiştirmiş olmayız. Kelimenin beraberinde taşıdığı tarihsel, kültürel ve çağrışımsal yükü de değiştirebiliriz.

Peki neden eş anlamlı kelimelerimiz var?

Burada başka bir soru ortaya çıkıyor: Eğer iki kelime tamamen aynı işi yapmıyorsa neden dilde bu kadar çok eş anlamlı veya yakın anlamlı kelime bulunuyor?

Türkçenin tarihi bunun için oldukça zengin örnekler sunar.

Diller başka dillerle temas eder. Kelime alır, kelime verir. Toplumların kültürel çevreleri değişir. Bazı eski kelimeler yaşamaya devam ederken aynı kavram için başka dillerden yeni kelimeler gelir.

Türkçede Arapça ve Farsçadan alınan çok sayıda kelimenin yanında Türkçe kökenli karşılıkların bulunmasının nedenlerinden biri budur. Daha sonraki dönemlerde dilde özleşme çalışmaları da bazı kavramlar için yeni karşılıkların yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Böylece aynı veya yakın kavram çevresinde farklı kelimeler yan yana yaşayabilir.

Fakat dil çoğu zaman bu kelimeleri tamamen aynı biçimde kullanmaz. Zamanla aralarında üslup, kullanım alanı, çağrışım veya anlam farkları gelişebilir.

Başlangıçta birbirine çok yakın olan iki kelime kendilerine farklı kullanım alanları açabilir.

Bu nedenle eş anlamlılık durağan değil, tarihsel olarak da değişebilen bir ilişkidir.

Sözlükler neden bunlara eş anlamlı diyor?

Çünkü günlük dil öğretiminde “eş anlamlılık” kullanışlı bir kavramdır.

Bir çocuğa “kara ve siyah birbirine yakın anlamlıdır” demek yanlış değildir. Yabancı dil öğrenirken de bir kelimenin yaklaşık karşılığını başka bir kelimeyle öğrenmek işimizi kolaylaştırır.

Problem, bu pratik açıklamayı dilin gerçek yapısının eksiksiz açıklaması sanmaya başladığımızda ortaya çıkar.

Sözlükler de kelimelerin anlamlarını açıklamak için başka kelimelerden yararlanmak zorundadır. Ancak iki kelimenin birbirini açıklamak için kullanılması onların bütün kullanım özelliklerinin aynı olduğu anlamına gelmez.

Dilbilim tam bu noktada gündelik bilgiden biraz daha ileri gider ve şu soruyu sorar:

Gerçek kullanımda ne oluyor?

Öyleyse Türkçede eş anlamlı kelime yok mu?

Bu kez öbür uca gitmemek gerekir.

“Dilde hiçbir eş anlamlı kelime yoktur.” demek de gereğinden fazla kesin bir ifade olur.

Bazı kelimeler belirli bağlamlarda birbirlerinin yerine neredeyse hiçbir anlam farkı oluşturmadan kullanılabilir. Bu nedenle eş anlamlılık, dilde gerçek ve kullanışlı bir anlam ilişkisidir.

Ancak mutlak veya tam eş anlamlılık söz konusu olduğunda çok daha dikkatli olmak gerekir.

Çoğu zaman “eş anlamlı” dediğimiz kelimeler aslında anlam alanlarının büyük bir bölümünü paylaşan yakın anlamlı kelimelerdir.

Birbirlerine çok yaklaşırlar.

Bazen aynı şeyi söylerler.

Ama bütün geçmişleri, bütün çağrışımları ve bütün kullanım alanlarıyla birbirlerinin kopyası değildirler.

Belki de bunu anlamanın en güzel yolu sözlüğü kapatıp kelimeleri cümlelerin içine koymaktır.

Kara ile siyahı, ak ile beyazı, kalp ile yüreği, cevap ile yanıtı değiştirerek deneyin.

Bazı cümlelerde hiçbir şey olmayacaktır.

Bazılarında cümle biraz tuhaflaşacaktır.

Bazılarında ise anlam tamamen değişecektir.

İşte tam da o anda dilin bize söylediği şey şudur:

Kelimelerin anlamları yalnızca neyi anlattıklarıyla değil, nerede, nasıl ve hangi kelimelerle birlikte kullanıldıklarıyla da oluşur.

Telif uyarısı: Bu sitedeki yazı, görsel ve diğer içerikler telif hakkı kapsamında korunmaktadır. MehmetYesilkaya.com kaynak gösterilmeden ve yazılı izin alınmadan içeriklerin tamamının veya bir kısmının kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması ya da başka mecralarda yayımlanması telif hakkı ihlali niteliğinde olup hukuki sorumluluk doğurabilir.